1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. Bir dersane hocasından Başbakan'a mektup
Bir dersane hocasından Başbakan'a mektup

Bir dersane hocasından Başbakan'a mektup

Hani derler ya; '...dilden çıkan söz karşısındakinin kulağına takılır kalır. Kalpten çıkan söz ise karşıdakinin kalbine kadar gider.

A+A-

.' Aldığım bu mektup, benim taaaaa kalbime kadar geldi... Aslında mektup bana değil Sn. Başbakanım Recep Tayyip Erdoğan'a yazılmıştı... Şöyle ki;

'...Sayın Hocam, Başvekile hitaben yazdığım bu mektubu bir ileti olarak size aktarma nedenim belki de bu nağmenin yazılma sebebinin yerine gelebilmesi hususunda en kestirme yol olarak sizin sesinize olan itimadım. Biliyorum ki Sayın Başvekil okumasa da onun çevresindekiler sizi mutlaka okuyorlar. Bence başvekilimiz de okuyor. Ama keşke kızma ve kinle değil de, anlama ve empati yapma yöntemi ile okusa...

Sayın Başvekilim;

Öncelikle size yönelik bu hitaptaki farklılık sizin zihninize farklı mülahazaları davet etmesin. Hitabımdaki hususiyet hem 'bakan' kelimesinin şahsıma soğuk olmasından, hem de sizin bu halkın birer vekili ve zat-ı alinizin de o vekillerin başı olmanızdandır. Başka bir mülahazam yoktur Sayın Başvekilim.

Bu girizgâhtan sonra bu mektubun size "paracı, paragöz, halkınızı sömüren bir tufeyli olarak" düşündüğünüz bir öğretmen kardeşinizden geldiğini hatırlatmak isterim. Gerek mesleğimin kutsiyetinden, gerekse de kendisinden ilim ve irfan ikliminden beslendiğim büyüklerimden aldığım terbiyeden dolayı, size karşı ne kadar kırgın olsam da "bu milleti temsil eden bir başvekil" olmanızdan dolayı, terbiye ve nezaket çizgisini aşmamaya gayret edeceğim.

Aşağıdaki sitayişlerin sadece ama sadece bu fakirin bir iç sızısı olduğunu, Semi ve Basir olan Rabbi Rahim'imi şahit ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Başvekilim;

Asırlardan beri içte ve dışta çeşit felaketler ve helaketlere maruz kalmış bir medeniyetin evladı olarak, muallimlik mesleğini seçmemdeki en önemli husus; sizin tufeyli olarak zannettiğiniz dershanelerdeki bir öğretmenimdi. Okuldaki hocalarımdan da Allah ebediyen razı olsun ama onlar gözlerimin içine bile bakmazken, adı gibi kendi de Raşit olan hocamız yer yer ailesini bile ihmal ederek, bana ve arkadaşlarıma bu millete sultan değil hizmetkar olmanın yolunu, sırtımızı sıvazlayarak, sizin de değer verdiğiniz Necip Fazıl'ın "Sanma bu tekerlek kalır tümsekte" diyerek öğretti.

Birçoğumuz belki de maddi olarak daha fazla getirisi olabilecek meslekleri seçebilecek bir pozisyonda olmamıza rağmen, tamamen onun anlattıklarına inanarak ve isteyerek öğretmen olmak yolunu seçtik. Zira her birimizin önünde o birer ufuktu. O hasta çocuğunu evde bırakıp, gecenin geç saatlerine kadar yanımızda kalıp, başımızı okşayıp sırtımızı sıvazlayan Raşit Hocalardı.

Biliyorum ki siz de biliyorsunuz Raşit Hocaların birer paracı  tufeyli olmadığını. Biliyorum zira 10. Türkçe olimpiyatlarında yurt dışında görev yapan hocalara, Türk Telekon Arena stadında fedakarlık naşideleri dizen sizin, o hicret yolcularına o ufku, o ruhu şu anda halkı sömüren olarak zannettiğiniz, dershaneci hocaların verdiğini bildiğinizi biliyorum Sayın Başvekilim.

Bilin ki sayın Başvekilim, dershaneler kapanacak çıkışınız bizi ne dünya ne de ukba adına endişelendirdi. Çünkü bizler dersimizi, bütün servetini bir sepete koymuş cenneti dahi elinin tersiyle itenlerden aldık. Bizler dersimizi, bu milletin evlatlarını sağ sol gibi kavramlarla birbirine kırdıran bir atmosferde, kendini ateşin ortasına atıp "durun Allah aşkına" diyen rahmetli Hacı Kemal Erimez'lerden, Mehmet Özyurt'lardan aldık. Biz dersimizi birinci dünya harbinde at sırtında ders okutan gönül birliklerin komutanı muallim Said Nursi'den aldık...

Varsın kapansın dershaneler. Bunda hiç endişemiz yok. Yeter ki, verecek dersimiz olsun.Ya dersi olmayanlar ya dersini alamayanlar neylesin Sayın Başvekilim.

İsterseniz idam cezasını geri getirip idam edin bizleri ama ne olur bizleri bu milletin bir tufeylisi bir emperyali olarak lanse etmeyin Sayın Başvekilim. Çünkü ölümden gözümüz korksaydı, herkesin sürgün yeri olarak gördüğü Cizre'ye, Hakkari'ye, Amed'e bayram yerine gider gibi koşa koşa gider miydik hiç?

Binlerce tehdide, yıldırmaya ve bombalama eylemine karşı, oradaki Kürt kardeşimize sarılıp, bu fitne ateşi bizleri ayıramayacak deyip, Kah Van da, kah Mardin de ölümle kol kola derslere devam der miydik hiç? Biz, sizin sık sık tekrar ettiğiniz, o kefen gömleğini defalarca ders dönüşü o coğrafyada giyindik. Ama dersten dönmedik.

Dönemezdik zira, biz Kürdü çok sevdik. Zira biz, bu memleketi çok sevdik. Dedim ya başvekilim çok ağırıma gidiyor ya çıkarın bir yasa idam edin bizleri ya da bir daha TUFEYLİ gibi görmeyin Allah aşkına. Yoksa ne gam, ha dershane kapanmış, ha okul kapanmış... Yeter ki, vicdana giden yollar kapanmasın. Yeter ki, duaya açılan kollar kapanmasın...

Hürmetlerimle!..'

Mektup aynen böyle... Ben de okuduğum ve kalbimi ısıttığına inandığım bir mektubu, tablacı hükmünde / postacı gibi adresine açık bir şekilde gönderiyorum... Okur ya da okumaz, görür ya da görmez, bilir ya da bilmez, anlar ya da anlamaz vallahide billahide tallahide umurumda değil... Değil çünkü, ben sadece elçilik yapıyorum ki, bu büyükelçilik filan da değil...

Twitter: @onderaytac

E-mail: [email protected]

http://www.medyafaresi.com/yazi/956/onder-aytac-bir-dersane-hocasindan-basbakan-a-mektup.html

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan, isimsiz ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.