Milli Bayramlar ve Davulcu Yusuf

Ali CÖRE

Eskiden milli bayramlar bir başka şekilde kutlanırdı. Bayramdan bir kaç gün önce meydanın girişine yani Şekerci İsmail’in dükkanının bulunduğu yerdeki caddeye tak kurulurdu.

Belediyeye mi yoksa Sümerbank’a ait idi bu tak bilmiyorum. Yuvarlak profillerden yapılmış tak’ın ortasından aşağıya bayrak sarkıtılır, ışıklandırılır, tak’ın geri kalan yerleri yaprak ve dallarla kaplanarak yemyeşil yapılırdı.
Belediye işçileri meydanı bir iki gün öncesinden süpürür, arazöz ile yıkayarak pırıl pırıl yaparlardı. Zabıta memurlarını bir telaş, bir heyecan sarar etrafındaki işçilere sürekli emirler verir, onları koşuşturup dururlardı. Onlardaki telaş ve heyacan çevredeki meraklı gözlerle onları seyreden insanlara da sirayet ederdi. Meydana bakan dükkanlar da bayraklarla donatılırdı.
Ben onları seyretmekten büyük bir haz duyardım. Çocukken zaten başka bir işimiz olmazdı. Benim için en zevkli vakit geçirme şekli bu meydan ve parkın çevresinde çalışan esnaf ve zanaatkarların faaliyetini izlemekti. Nalbantlar, şekeciler, demirciler, kalaycılar, ayakkabı boyacıları ve otobüs işletmecileri. Bir de lastik tekerli büyük el arabalarıyla toptancılardan mal dağıtan hamalları..
Ama en çokta bayram önü bu meydandaki davul zurna ekibini seyretmek. Evet en zevklisi buydu bence.
Bir gün öncesinden meydanın köşesinde, eski büfenin (Büfeci Süleyman) oralarda davul ve zurna ekibi yerini alır, bayram boyunca burada davul zurna çalınırdı. Daha doğrusu davul zurna şovu yapılırdı. Meydandan nerdeyse bütün mahallere davul ve zurnanı sesi ulaşırdı. Mahallemizden bu sesi duyunca geze geze meydana gider onları seyrederdim.
Kah oynak bir türkü ile neşelenir, kanımız kaynar, oynayacak gibi olur, kah efkarlı bir uzun hava ile hüzünlenirdik.
Davul zurna ekibinde en büyük iş davulcuya düşer. Davulcunun biraz oynak, biraz şovmen olması gerekir.Davulcu Yusuf’ta bunu bilir ve iyi de becerirdi. Çeşit çeşit hareketler yapardı davulu ile.Benim en çok hoşuma gideni elindeki davulu başının üzerine kaldırarak çoşkulu, oynak ritmleriyle, küçük küçük ve kıvrak adımlarıyla daireler çizmesiydi. Davul başının üzerinde oynarken, zurna sesini ya kısar ya da ara verirdi. Bu sırada tokmağını fazla kullanmaz çubuğu ile “dımbıdı, dımbıdı” ritmik sesler çıkarırdı.Kıpır kıpır olurdum o ritmin etkisiyle. Anlayacağınız müthiş bir davul şovu yani.
Bu sırada seyirciler arasındaki, cebi paralı köy ağalarından, muhtarlardan gaza gelenler olurdu. Kendini tumamaz veya çevresindekilere gösteriş olsun, nam olsun diyerek bahşişleri ile Davulcu Yusuf’u taltif ederdi.
İyice çoşan Davulcu Yusuf daha başka hareketler yapar, maharetlerini sergilerdi. Bu sefer tokmağa yüklenir, boynundaki davulu güm güm döverken, hızlıca ekseni etrafında dönerdi. Ben korkardım “şimdi davul boynundan fırlayıp gidecek” derdim içimden.
Sepetçioğlu türküsü,Köroğlu havası,manda yuva yapmış söğüt dalına türküsü,Konyalım türküsü ile çoşar, çoştururdu. Bu çoşkuya amele kahvesinde oturan Deli Mehmet de arada bir iştirak ederdi. Meydana çıkar kan ter içinde köçek gibi, döne döne oynardı. İnanmazsınız ama, bi keresinde nerden bulduysa köçek elbisesi giymiş elinde zilleri takmış oynarken seyretmiştim.
Bayram günü meydan tören alanına dönüşürdü. Davulcu Yusuf o gün daha farklı bir kıyafet giyerdi. Temiz beyaz bir gömlek,mavi bir yelek, belinde kırmızı kuşak..Belden aşağı sarkan deriden yapılmış uçları kemer gibi süsler olurdu. Yeleğin sol göğsünde yuvarlak bir bayrak dikiliydi. Köstekli saatlerin zinciri gibi yeleğinden zincirleri sallanırdı.
O gün geldiğinde ilçe halkı meydanı ana baba gününe çevirirdi. Evet o gün gerçekten orası ana ba günü olurdu. Herkes kendi kuzusunu geriden seçer seyrederdi. İlk okuldan liseye kadar bütün okullar sıra sıra okul bandolarının eşiliğinde, uygun adımlarla yürüyüp yerlerini alırdı. Hafif bir bando çekişmesi olur, en güzel kim çalıyor, kim yürüyor nev’inden bir iddalaşma yaşanırdı. Bütün veliler meydanı kuşatır, parklar ve hatta ağaçların dallarını bir doldurudu. Meydanın çevresindeki esnaflar balkonlardan bu çoşkuyu seyrederdi.Sanki o meydanda hayat dururdu tören boyunca. Bence en iyi balkon Arif Ağanın oteliydi.
Çocuklarını seyretmek veliler için büyük bir gurur vesilesiydi. Hele de geçit resmi sırasında veliler çocuklarının asker gibi yürümesinden dolukur, heyecanlanır, maşallah, barekallah çekerlerdi.
Kimsede ne cep telefonu ne kamera vardı. O günü bakileştirmek ve bir hatıra edinmek isteyenlerin adresi Foto Kubilay veya Foto Birsen’di. (Yoksa Bilsev miydi?)
Kısaca tüm kasaba bayram kutlamasını yaşar, onu hisseder, birlikte bu çoşkuya ortak olurdu. Hele de 19 Mayıs bayramı ki,o bambaşka olurdu. Bizim zamanızda futbol sahasında yani eski harman yerinde kutlanırdı. Şimdi nasıl kutlanıyor bilmiyorum. Ama bir gün sırf o çoşkuyu tekrar yaşamak için 19 Mayıs tatilinde Taşköprü’ye gitmek istiyorum.. O kısım ayrı bir yazı konusu olabilir. Şimdi oraya girmeyelim. Gelelim davulcu Yusuf Amcamıza.
Davulcu Yusuf Amca ve zurnacı arkadaşı ile birlikte daha sonraları festivallerde güreş turnuvalarında ve at yarışlarında da çaldı diye hatırlıyorum. Ben 1984 te Taşköprü’den ayrıldım ondan sonraki dönemlerde bayramlar nasıl kutlandı bilmiyorum.
Şimdi ne zaman böyle bir milli bayram olsa veya bir davul zurna sesi duysam çocukluğumun geçtiği Taşköprü gözümün önüne gelir. İçimi bir hüzün kaplar.
Davulcu Yusuf amca bu yılın başında vefat etti. Dile kolay yetmiş yıllık idi. Rahmet eylesin davulcu Yusuf Amca..

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan, isimsiz ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Eğitim Sistem yapılan yorumlardan sorumlu değildir.