1. YAZARLAR

  2. Ali CÖRE

  3. Abuzer Kadayıf ve Kameracı Ahmet
Ali CÖRE

Ali CÖRE

Yönetim ve Org. Gelişim Dan.
Yazarın Tüm Yazıları >

Abuzer Kadayıf ve Kameracı Ahmet

A+A-

70 sinemada birden vizyona girecek olan "Abuzer Kadayıf" filmi, daha seyirciyle buluşmadan mahkemelik olmuştu. Ünlü bir türkücü, kendi yaşam öyküsünün anlatıldığını iddia ettiği filmin dağıtımını durdurmak için mahkemeye başvurmuştu.

Bütün magazin medyası bunları konuşuyor. O türkücü gerçekten hayatının filmini yapacağını söyledi mi, söylemedi mi? Aslında bu sorunun cevabını bir kişi biliyordu.

80’li ve 90’lı yıllar, Taşköprü’nün her anlamda canlı ve zengin olduğu yıllardı. Ama sonrası çok trajik gelir bana. O dönem hem Türkiye hem Taşköprü için hareketli geçiyordu. İlkler yaşanıyordu. Mesela bunlardan birisi ülke genelinde yayın yapacak özel radyo ve TV kanallarına izin çıkmasıydı.Böylece çok sayıda ulusal yayın yapan özel TV kanallarının önü açılıyordu.
Pek çok yasak kalkıyor,tabular yıkılıyor, ekonomi hareketleniyor, yatırımlar artıyor. Taşköprü de bu gelişmelerden nasibini almıştı. Taşköprü için çok önemli bir yatırım olan SEKA Kağıt Fabrikası o yıllarda açılmıştı.

Ahmet Yılmaz o zaman SEKA da çalışan genç, hareketli girişken biriydi. Teknolojiye, özellikle elektronik aletlere meraklı. Arkadaşları bile teknolojik konuları ona danışmakta, nasıl bir TV ya da müzik seti alacaklarına birlikte karar vermekteydiler. Taşköprü’de tanınan ve sevilen biri. Hobi olarak TRT muhabirliği yapmakta. Oradan da üç beş kuruş para kazanmaktaydı. Boş zamanlarında düğün dernek merasimlerini çekiyordu ve ilçede “Kameracı Ahmet” namıyla meşhur olmuştu artık.

Çevresindeki arkadaşlarının kimi ev, kimi araba alırken, o, haber kovalıyor, üretiyor ve satıyordu. Kameracı Ahmet eline geçeni teknolojik ürünlere, kameralara harcıyor, yavaş yavaş hobisini bir işe dönüştürüyordu. Etrafında olanlara seyirci kalmayıp, bunları hep kayıt altına alıyor ve bundan para kazanıyordu.

Türkiye’deki değişim ve gelişim hareketlerini iyi okumuş ve bunu fırsata çevirmeye çalışıyordu. Taşköprü’de yerel bir TV kanalı kurmayı hayal ediyordu.
Gittikçe artan içindeki bu merak ve girişimcilik ruhu, nihayet ona Taşköprü TV’yi kurdurmuştu.

Festival dönemlerinde işleri iyice hareketleniyor, her etkinliği çekiyor, röportajlar yapıyor bunu ulusal kanallara servis ediyordu. Tabiki reklam filmleri çekmeyi de ihmal etmiyordu. Akmasa bile bir şeyler damlıyordu. RTÜK filan ortada yoktu henüz. Taşköprü TV 2002 yılına kadar festival zamanlarında yayın yapmış,ancak Ahmet Bey bu projesini büyütmek için çevresindeki insanlardan bir türlü beklediği desteği görememişti. Özellikle yerel yöneticilerden destek gelmemiş, belki de bu teşebbüsün ileride kendilerini tehdit edeceğinden endişenlemişilerdi. Zaten birilerine fırsat gibi görünen şeyler başkaları için hep tehdit olarak gibi algılanmıştır.

Bir gün Taşköprü Sarımsak Festivaline o ünlü sanatçı gelmiş,muhabbet sırasında bazı şeyler söylemişti. O sırada Ahmet’in kamerası açıktı ve her şeyi kayıt etmişti. Tam da “paparazicilerin” arayıp bulamadığı,paha biçilmez bir görüntü vardır Ahmet'te.
Nasıl olduysa Kanal D nin haber müdürü bunu öğrenmiş ve Ahmet’i aramış. O görüntülerin karşılığında Ahmet’e istediği kadar para verilecektir. Bu hayatında karşılaştığı en büyük fırsatlardan biridir. Hem gazetecilik kariyeri açısından bir başarı, hem de maddi açıdan büyük olanaklara sahip olma fırsatıdır. Şimdi Ahmet avuçlarının içinde ülke genelinde ünlü biri olma şansını tutmaktadır.

Ancak ortada bir girift durum vardır. Bu olay etik olarak doğrumu dur.? Hem o kişi bunu duyduğunda nasıl bir tepki verecektir?. Bu kısım olayın en riskli ve yönetimi en zor olan bir tarafıdır.
Muhabiri ile Ahmet meseleyi uzun uzadıya müzakere etmişler, hayaller kurmuşlar,hesap kitap yapmışlar, aralarında büyük gel-git dalgaları doğmuştur.Sonunda görüntüleri Kanal D ye göndermemeye karar vermişlerdir. Hem dönemin belediye başkanı da göndermemelerini rica etmiştir.
Kameracı Ahmet’in elinden hayatının fırsatı kaçmıştı. Evet hayallerin suya düştüğü anı yaşamaktadır Ahmet. Belki de o görüntülerin yayınlaması ile elde edeceği para ile işini büyütecekti. Ya da yıllarını verdiği hobisinin karşılığını ilk kez alacaktı. Bu olay muhabir arkadaşını da ziyadesi ile üzdü.

Aradan üç yıl geçmiş, Ahmet'i yine birileri aramış. Telefondaki ses “elinizdeki o görüntüler duruyorsa, karşılığında size istediğiniz kadar ödeme yapmaya hazırız, ne kadar istiyorsanız söyleyin” diye sormaktadır. Ama Ahmet yine olumlu cevap verememiştir, bir yandan da içten içe perişan olmuştur. Kader bir türlü fırsatları değerlendirmeye müsade etmiyordur Ahmet'e.Üstelik yıllarca emek verdiği SEKA Kağıt Fabrikası da özelleştirilmiş ve onunda çıkışı verilmiştir. Bu kez de Ahmet'in elinde o zamanın müdürü ile yaptığı bir röportaj vardır.Bunu da kimseyle paylaşmamıştır.

Artık ayrılık vakti gelmiştir.Ahmet çok sevdiği Taşköprü’den ayrılıp İstanbul’a yerleşmiştir. O kadar emek verdiği, hayaller kurduğu hobisini bir türlü realize edemeden Taşköprüden ayrılıp gitmiştir. Biraz buruk, biraz kırgın ve biraz üzgün çıkmıştır.

Şimdi o yıllara ait görüntüleri sosyal medyadan paylaştıkça herkes “hey gidi günler” demekten kendini alıkoyamamaktadır. O zaman birileri bu projeye destek verseydi belki de Türkiye’nin ilk yerel TV lerinden biri Taşköprü de yayın yapıyor olacaktı.

Yıl 2011 yılının ocak ayı. O ünlü sanatçı bir basın açıklaması yapar:
—“Yıllar önce düşündüğüm film senaryosunun yirmi dakikalık bölümünü yazdım, sonra vazgeçip rafa kaldırdım. Düşündüm; benim hayatımdan daha güzel malzeme yok! Şimdi yaşadıklarımı, hayatımı kaleme alıp anlaştığımız senariste veriyorum.
O da bunları film senaryosu haline getirecek. Her yıl bir tane çekerek seri yapacağım.”

Bu yazı toplam 786 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.