1. YAZARLAR

  2. Ali CÖRE

  3. Çocukluğumu aradım ay ışığında
Ali CÖRE

Ali CÖRE

Yönetim ve Org. Gelişim Dan.
Yazarın Tüm Yazıları >

Çocukluğumu aradım ay ışığında

A+A-

Ay ışığında çocukluğumu aradım. Top oynadığımız sığır pazarını,daldan dala gezdiğimiz elma bahçelerini,"klemşe" topladığımız çalılıkları,sığırcıklarla komşuluk yaptığımız dut ağacını, Köstenlerin duvarından sarkan kırmızı armut ağacını aradım ay ışığında.
Genç kızların bazen neşeli, bazen kederli, salına salına dolaştığı ıhlamur kokulu toprak yolları aradım ay ışığında..
Dolaştım bir bir, sokak aralarında ay ışığında.. Ne ayaklarım ıslandı çiğ taneleriyle, ne de çamur oldu betonlaşmış yollarda.
Ay ışığındaki yaprakların arasından ışıldayan elmaları aradım beton yığınlarında.

Bizim mahalle Taşköprü de eski Sığır Pazarı, Ziraat Bahçesi ve tarlalar ile hem sınır idi. Çocukluğumuz bu tarlalarda, bahçelerde oynayarak geçerdi. Cuma günleri mahallemizin yanına hayvan pazarı kurulurdu.
Burası etrafı 1 metreyi biraz geçen taş duvarlarla çevrili,futbol sahası genişliğinde, dümdüz bir toprak alandı. Haftanın altı günü burayı oyun alanı olarak kullanırdık, hayvan pisliklerine aldırmadan.
Her mevsime uygun bir oyun bulur, yıl boyunca buradan hiç çıkmazdık. Çocukluğumuzu özgürce, en son noktasına kadar yaşardık. Uçurtmalar uçurur, bisiklete biner, kowboyculuk oynar, misket yuvalar, çelik-çomak fırlatır ve en çok da top koştururduk. Bazen top oynarken aramıza büyük abilerde katılırdı Osman Öngün Abi ve H Cumhur Erturan Abi, Aşcı Şaban Abi gibi. Gazozuna oynadığımız maçlarda Şaban Abinin olduğu takım mutlaka yenilirdi. Gazozları Şaban Abi ısmarlardı.

Söğüt dalından yaptığımız yaylara yerleştirdiğimiz kendir kecinleriyle okçuluk talimi yapardık. Ne trafik endişesi, ne araba korkusu ne de komşulardan çekinirdik.

Hemen yanında Belediyeye ait iki büyük elma bahçesi vardı. Ağaçların altı diz boyu ot olurdu. Dallar ve otların arası saklambaç oynamak için son derece stratejik yerlerdi. Buralar teşhir alanı gibi her mevsim ayrı bir güzellik, ayrı bir manzara sunar, hayal dünyamıza sürekli fotoğraf kareleri gönderirdi kendi güzelliklerden.
Bahar gelince ağaçlar ellerinde pembe ve beyaz çiçeklerle gelin gibi süslenir, son baharda sarı, turuncu ve kızıl kahve renkleri biraz hüzün biraz romantizm aşılardı ruhumuza. Bu güzellikler içinde öğrenmiştik aşık olmayı, yanık türküler söylemeyi, ağaç gövdelerine kalp yapmayı.
Bahçıvan Ali Amca ara sıra kovalasa da gözümüz daima bahçede olurdu. Yazın ekşi ve yeşil, güzün kızıl ve tatlı elmalardan sürekli "göz hakkı"mızı alırdık, içinin kurduna ve dışının çamura aldırmadan.

İkindi serinliğinde uzayan gölgelerimizle tel örgülerle çevrili bahçelerin etrafındaki toprak yollarda gezinti yapardık.Yol boyunca kerpiç duvarların arkasından yayılan ıhlamurların kokuları ta gerilerden dinginlik ve tazelik verirdi bize.

Sığır pazarının çevresi göz alabildiğince tarlaydı.Kimisinde sarımsak, kimisinde pancar ve kimisinde kendir yetişirdi. Tarlalarda sürekli bir faaliyet olur, hiç ıssız kalmazdı. Arada bir biz de oyun niyetiyle karışırdık bu faaliyete.
Bazen ipi kopan uçurtmalarımızın peşinden koşar, bazen de sevimli dostlarımızla koşturmaca oynardık bu tarlalarda.

Uzak diyarlardan gelen misafirler de eksik olmazdı buralarda.Uzun bacakları ile kasıla kasıla bekçi gibi dolaşan bu misafirler sanki sahiplenirdi buraları. Tarlalardan topladıkları yiyeceklerle Gökmenlerin bacasındaki yavrularını büyütüp tekrar geldikleri diyarlara dönerlerdi. Onlar tepemizde halkalar çizerken biz yerden onlara eşlik ederdik "Leylek leylek havada yumurtası tavada" diye bağırarak..

Tarlaların arasından Ethem Köyüne giden kenarları diken ve çalılarla kaplı dar, toprak bir yol vardı. Yağmur yağdığında çamurdan çıkılmazdı.Bazen traktörler bile çamura saplanır, zor kurtulurdu. Yazın hem serinlemek hem de balık tutmak için bu yoldan ırmağa giderdik.

Yol boyunca uzanan çalılar ve dikenli ağaçlar da ayrı bir güzellik katardı bu manzaraya.
Baharda beyaz ve pembe çicekleriyle kuşburnuları, böğürtlenler geriden gül bahçesi gibi görünürdü. Sonbahara doğru bu çalılıkların arasından dikenlere aldırmadan kuşburnu, böğürtlen, çördük ve siyah anjelik eriği toplardık.
Bir de çalı diplerinde "KLEMŞE" denilen yeşil ve kahve tonlarında kitir kitir, taze bir bitki toplardık.Kurşun kalem boyundaki bu otu annem soğanla yağda çevirir üzerine de yumurta kırardı, çok lezzetli bir yemek olurdu.
Annelerimiz de buralardan yemeklik otlar da toplardı.Aklımda kaldığı kadar bu otlardan birinin adı "KUŞ EKMEĞİ" idi.

Bu çalılıklar aynı zamanda çeşitli kuşların da mekanıydı.Bül büller, sığırcıklar, karabakallar ve bıldırcınlar burayı adeta kuş cennetine çevirirlerdi.Buradaki bül büllerin hazin hazin söyledikleri şarkıları geceleri evimizin penceresinden duyardık.
Ayrıca buralar bizim için kuş avlama alanıydı. Çarşıda siyah şamyelden kesilmiş kara lastikler olurdu. Biz "kuş lastiği"diyorduk,onlardan sapan yapardık. Boynuza astığımız sapanlarla buralarda ava çıkardık. Tabi bu arada bazı abilerimiz kuş avlamak yerine sokak lambalarını nişanlardı.

Artık sanki, yeni bir Taşköprü inşa edilmiş bu bölgede. Sığır pazarından kör Kuyuya kadar, nr Saracın bahçesi kalmış, Ne de Atalay beyin tarlası. Eskiden beri kendi ihtiyacından fazla ev yaptırmaya düşkün olan halkımızın çoğu, bütün bir ömür boyu çalışıp biriktirdiği sermayesini buradaki arsa ve evlere sıvamaktan geri durmamış. Pek çok evin birer ikişer katına oturulmuş diğer katları boş kalmış durumda.Oğlan okuyacak(mış), işe girecek(miş) evlenecek(miş) te gelip buralara oturacak(mış) diye bekliyor evler. Ah bir de gelin kızlar razı olsa.

Tabi bu arada binaların ve inşaatların bu kadar çok olmasına rağmen esnafın durumundan şikayet etmesini de anlamadım.Burada yaşayanlar ne yiyip ne içiyor, bu evleri nasıl tefriş edip döşüyorlar, bu malzemeleri nereden alıyorlar? Bu paraları nerelerde harcıyor? bilemedim.

Bayramda ay en parlak halini almıştı. Sokak lambalarıyla yarışırcasına ortalığı aydınlatıyordu. Gündüz gibi aydınlık ay ışığında çocukluğumu aradım evlerin arasında. Ancak çoktan üzerinin beton yığınları ile kaplandığını gördüm. Çocukluk hatıralarımı gömerek kalbime mahzun ve hüzünlü yürüyüp gittim eski Kendir Fabrikasına kadar.

Bu yazı toplam 1283 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan, isimsiz ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.