Psikolojideki yaklaşımlar nelerdir

Psikolojideki yaklaşımlar nelerdir

Psikolojideki yaklaşımlar nelerdir, psikolojide Yaklaşımlar örnekleri yazımızın devamından okuyabilirsiniz.

Psikolojinin bilim dalı olma sürecinde psikolojik süreçleri ve insan davranışlarını farklı açıdan ele alan çeşitli yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Psikoloji biliminin gelişmesine katkıda bulunmuş bu yaklaşımlar aşağıda açıklanmıştır.

Yapısalcılık (Strüktüralizm): Yaklaşımının temsilcisi Wilhelm Wundt’tur. Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu insan bilincini oluşturan ögelerdir. Bilinç, bireyin kendisinin ve çevresinin farkında oluşudur. Bilinci incelemek için kullanılan yöntem içe bakıştır. İçe bakış yöntemi, bir bireyin kendi iç dünyasını incelemesi ya da bir olay veya etki karşısında hissettiklerini ve fikirlerini dile getirmesidir.

İşlevselcilik ( Fonksiyonalizm): William James (Vilyım Ceyms), John Dewey (Con Duvey) yaklaşımın temsilcileridir. Fonksiyonalizm yaklaşımına göre her davranışın bir işlevi vardır ve amacı çevreye uyum sağlamaktır. Çevreye uyum sağlayan davranışlar ve düşünceler geliştirilmelidir. Fonksiyonalizm yaklaşımı; düşünme, algılama ve öğrenme süreçlerine önem verir ve bu süreçleri açıklamaya çalışır.

Bütüncül (Gestalt) Yaklaşım: Bu yaklaşımın öncelikli konusu algıdır. İnsanlar uyarıcıları bütün ve eksiksiz olarak algılama eğilimindedirler. Bu yaklaşıma göre bütün, parçaların toplamından farklıdır. Duyu organlarına gelen uyarıcılar gruplanır, yorumlanır ve örgütlenir. Max Wertheimer (Maks Verthaymır) algı üzerine yaptığı araştırmalarla Gestalt (Geştalt) psikolojisini doğuracak olan gelişmelerin önünü açmıştır. Wertheimer, hareketin görsel algılanması sırasında nesnelerin art arda sıralandığını değil bir bütünün algılandığını fark etmiştir. Örneğin bir film seyredildiğinde tek tek film kareleri değil bütün bir hareket algılanmaktadır. Psikolojik olaylar tekil ögelerin toplamı değil parçalanmaz bütünlerdir. Wertheimer, bu bütünlere “Gestalt” adını vermiştir.

Davranışçı (Behavyorizm) Yaklaşım: John Watson (Con Vatsın), İvan Pavlov (İvan Pavlov), Frederic Skinner (Frederik Skinır) ve Edward Thorndike (Edvırd Törndayk) yaklaşımın temsilcileridir. Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu gözlenebilen ve ölçülebilen insan davranışlarıdır. Doğuştan getirilen hiçbir davranış ya da özellik yoktur. Davranışlar eğitim ve çevre etkisiyle sonradan oluşur. Duygular ve zihinsel süreçler nesnel bir şekilde incelenemediği için psikolojinin konusu olamaz. Davranışçı yaklaşım, deney ve gözlem yöntemini kullanır.

Psikanalitik (Psikodinamik) Yaklaşım: Sigmund Freud (Sigmund Froyd), Alfred Adler (Alfred Adler) ve K. Gustav Jung (Gustav Yung) yaklaşımın temsilcileridir. Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu bilinçaltı ve bilinçaltının çözümlenmesidir. Bilinçaltı, insanın bastırılmış isteklerinden oluşur. Davranışların temelinde bu istekler bulunur ve insan davranışları bilinçaltı tarafından yönlendirilir. Psikanalitik yaklaşım, çocukluk dönemine dayanan bilinçaltı etkenlerin kişiliğin gelişmesinde belirleyici rol oynadığını savunur. Freud’a göre kişilik üç bölümden oluşur. İd; ilkel dürtüleri içerir, haz ilkesine göre hareket eder. Süper ego, toplumun ahlak anlayışı gibi etkenlerle sonradan şekillenir ve eleştirel, yargılayıcı ses olur. İdin istekleri ile süper ego arasında bir denge kurmaya çalışan ego ise bilinçli düşüncelerle uğraşır. Bilinçaltının çözümlenmesinde vaka (olay) incelemesi, hipnoz, rüya analizi, projektif testler, serbest çağrışım ve telkin gibi yöntemler kullanılır.

İnsancıl ( Hümanistik) Yaklaşım: Abraham Maslow (Abraham Maslov) (Görsel 1.9) ve Karl Rogers (Karl Racırs) yaklaşımın temsilcileridir. İnsanın değerli olduğu ve doğasının iyilik temelleri üzerine kurulduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir. Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu insanı anlamaktır. Davranışların temelinde ihtiyaçlar (güdüler) bulunur. Birey “kendini gerçekleştirmeye” çalışan bir varlıktır. Birey tek, benzersiz ve değerlidir. Koşulsuz saygıyı ve sevgiyi hak eder. Hümanistik yaklaşıma göre çevresel koşullar uygun olduğu takdirde birey, gelişimini en üst düzeye çıkarabilecek potansiyele sahiptir. Hümanistik yaklaşım içe bakış ve empati yöntemini kullanır. Empati, kişinin kendisini karşısındakinin yerine koyarak, onun ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlamaya çalışmasıdır.

Varoluşçu Yaklaşım: Rollo May (Rallo Mey) yaklaşımın temsilcisidir. Yaşamda anlam bulmayı, acıyı ve ölümü kabullenmeyi, eylemlerin sorumluluğunu üstlenmeyi, varoluşun kaygılarını göğüslemeyi, bireyselliği ve irade özgürlüğünü öne çıkaran bir yaklaşımdır. Birey, kişiliğini kendi seçimleri ile oluşturur. Yaşamı anlamlı ve yaşamaya değer hâle getirmek, insanın kişisel sorumluluğudur. Geçmişte yaşanılan ya da gelecekte yaşanılacak olan değil yaşanılan o “an” önemlidir. İnsan davranışları sınırlanmamalı, denetim altına alınmamalı ve insan özgür bırakılmalıdır. Psikolog Rollo May “insan odaklı felsefe” yaklaşımını ilk kez psikoloji alanına uygulamıştır. May’a göre insan, olumsuz duygularını engellemek ya da bastırmak yerine bunları kabullenmelidir. Bu duygular insan yaşamının doğal bir parçasıdır ve gereklidir.

Bilişsel Yaklaşım: Jean Piaget (Jan Piyaje) bilişsel yaklaşımın en önemli temsilcisidir. Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu, bilişsel süreçler ve yaşa bağlı davranış değişiklikleridir. Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir. Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi bilişsel süreçlerle çevresini anlar ve yorumlar. Davranışları biçimlendiren bu bilişsel süreçlerdir. İnsan; tercihleri, yorumları, düşünce ve inançları ile kendi gelişimine ve öğrenmesine etki eden aktif bir varlıktır. Bilişsel yaklaşım, yöntem olarak deney ve gözlemi kullanır.

Sosyokültürel Yaklaşım: Lev Vygotsky (Lev Vigotski) bu yaklaşımın en önemli temsilcisidir. Sosyokültürel yaklaşıma göre sosyal ve kültürel çevrenin insan davranışları üzerinde önemli bir etkisi vardır. Sosyokültürel yaklaşım, kişilerin davranışlarını incelerken ait oldukları kültürün hesaba katılması ve psikolojik araştırmalarda kültürel farklılıklara dikkat edilmesi gerektiğini vurgular. L. Vygotsky’ye göre çocuğun bilişsel gelişiminde sosyal çevrenin önemli bir rolü vardır çünkü kazanılan becerilerin, tutumların, öğrenilen fikirlerin, kavramların kaynağı sosyal çevredir. Yani bilişsel gelişimin kaynağı kişisel psikolojik süreçlerden çok, insanlar ve kültürler arasındaki etkileşimdir. Psikolojinin bugün ulaştığı noktaya gelmesinde yaklaşımların önemli katkıları vardır. Örneğin yapısalcı yaklaşımın laboratuvar ortamında deneyler yapması psikolojinin bilim olmasında önemli bir adımdır. Yine davranışçı yaklaşımın, insanın gözlenebilir davranışlarını ele alması da psikolojinin bilim olarak kabul edilmesinde etkili olmuştur. Yaklaşımların bu gibi verilerinden yararlanan psikoloji, bugün bilimsel gelişmelerin de katkısıyla birçok alt dalı olan kapsamlı bir bilim hâline gelmiştir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
2
14
15
17
15
16
4
👏
👎
😍
😥
😱
😂
😡
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan, isimsiz ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Eğitim Sistem yapılan yorumlardan sorumlu değildir.