Hasan TÜLÜCEOĞLU

Hasan TÜLÜCEOĞLU

Batılılaşma ve Dinin Tasaffileşmesi

Batıda genel manada aydınlanma olarak isimlendirilen, bugün tüm dünyada yaygın yeni dünya görüşü devamında bilimsel çalışmalar ve bugünkü sanayi ve teknolojiye ulaşılmış hal, esas itibariyle batı dünyasını uzun süredir sultasında tutan kilise ve onun şahsında da dine karşıt sorgulamalar ve tavırlarla kotarılmıştır. Başlangıçta modernite diye adlandırılan bu anlayış, ortaçağ boyunca batı toplumuna hakim olan bu yanlış din anlayışını, kilisenin haksız uygulamalarını yavaş yavaş sınırlamıştır. Dolayısıyla batı bugünkü liderliğini, kiliseye hatta toplumun bir damarına karşı verdiği bu mücadeleye borçludur..

Ancak aynı gerçekleri İslam toplumlarında bire bir görmek veya “Hıristiyanlık eşittir İslam'dır” diye düşünmek yanlış ve hatalı olur. Bir defa İslam dünyasında kilise konumunda organize olmuş dini bir kurum yoktur. Bununla birlikte heva ve heveslerin etkisiyle duygusal ortamın öne çıkarılıp aklın ikinci plana itildiği her insan toplumunda gerçekten Tanrı tarafından gönderilmiş bir din bile olsa yanlışlara saplanılması mukadderdir.

Bugünkü seviyesinde bile batı toplumlarında dini sapmalar söz konusudur. Ne kadar aydınlanmış ve bilgili olsa da aklı öne çıkarmayan bir insan sade dinde değil her konuda farkında olmadan yanlışlara girer.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, Osmanlı toplumunda din adına o kadar yanlış anlayış ve uygulamalar vardır ki dini bir anlamda temsil eden ilmiye sınıfında bile bu yozlaşmalar görülebilmekteydi. Mantık, matematik ve felsefeye karşıt bir medrese dünyasını düşünün. İlahiyat öğrenciliğim zamanında bile felsefe karşıtı, felsefenin gereksizliğini dillendiren azımsanmayacak derecede öğrenci arkadaşlarımız mevcuttu.

Herkesin bildiği meşhur Evliya Çelebimiz seyahatnamesinde, seyehatine sebep olarak Peygamberle ilgili gördüğü bir rüyayı öne sürer. Bir defa İslam dininde müçtehidlerin ittifak ettikleri esaslardan biri “rüya ile amel olunmaz” gerçeğidir. Ve Peygamberimizin şefaat olayı da müçtehidlerce tartışmalı bir konudur. Daha onyedinci yüzyılın başında ilmiye sınıfından birinin seyahatinin sebebini “şefaat diyeceğime seyahat ya Rasulullah” dedim diye ifade etmesi dinde sapmanın, esastan ayrılmanın ilk işaretidir. Osmanlı son dönemine gelindiğinde halktaki yanlış din anlayış ve uygulamalarını ifadeye gerek yok zira  hemen herkesin malumu.

Osmanlı son döneminde batılılaşma rüzgarlarının esmesi ikinci Mahmut'la başlayan devlet ve toplumsal bazda ilk batılılaşma uygulamaları ve nihayetinde Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetle tam batılılaşmaya girmemiz aklı ve bilimsel çalışmaları öne çıkarmıştır.

Aklın öne çıkarılması, bilimsel çaba gayret ve çalışmalar, toplumdaki dini kaynaklı yanlış anlayış ve uygulamaları kamuoyu nezdinde toplumun nazarına koymuştur. Bu hareket toplumu bir anlamda aydınlatmıştı. Doğal olarakta dini yanlış anlayış ve uygulamaların yavaş yavaş azalmasını ve toplumsal etkinsizliğini sonuç vermiştir.

Her ne kadar batıyı örnek alıp aklı ve bilimselliği öne çıkaran gayretli bir camianın bir kısmında batılılaşma, din karşıtlığını hatta düşmanlığını sonuç versede esasen dini tasaffileştirmiştir. Bugün toplumun bir kesiminde önyargılı olarak devam eden din karşıtlığı da küçükte olsa esasta ciddiye alınacak bir toplumsal sorundur.

Gelinen noktada bu elbet yeterli değildir. Yanlış anlayış ve uygulamaların artçıları günümüzde hala devam ediyor. Aklın ve bilim anlayışının öne çıkarıldığı özgün ve .özerk olan ilahiyat çalışmalarına ihtiyaç vardır.

Aksi durumda Evliya Çelebiden mülhem dini bir rüyalar uygulamasına döndürebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar