Liyakât Sosyolojisi

Günlük hayatımızda şahsi bir işimizi yaptırmak için, o işi en iyi yapan “işin ehli” olan kişileri bulmaya özen gösteririz. Ehil olan, bilgisiyle ve deneyimiyle "o işin üstesinden en iyi o gelir" diye düşünürüz. Kendimiz bir işe talipken ise, durum hiçte öyle değildir. Dillerde hep ben baloncuğu görünür. Bir anda ehilliğe ve liyakâte karşı renk körü oluveririz.

Ehliyet ve liyakat, yönetim teorilerinde en çok dile getirilen ve savunulan iki kavram. Buna karşın bürokraside ve yönetim kademelerinde liyakat nedense göz göre göre ihmâl ve ihlâl edilir. Buna sebep insanın hırsı, makam tutkusu, egosu, kişisel menfaatlerimidir bilinmez ama günümüzde liyakatin yetim bırakıldığı aşikâr bir hakikattir.

Liyakat, erdemli yurttaşlara ve adil bir topluma giden yolun olmazsa olmazıdır. Bir fazilet ve ideal olmasının yanında sistemlerin niteliğini artıran, devletin ve toplumun ömrünü uzatan, bireyleri mutlu kılan önemli vasıflardan biridir.

Dilimizde “yakışmak, yaraşmak” anlamlarına gelen liyakat, bir kişinin bir emaneti, bir görev ve sorumluluğu üstlenmeye uygun olma durumunu ifade eder. İnsanî ve ahlâkî anlamda hakkaniyet köprüsü ile objektifliğe merdiven dayar. Liyakat ile kişinin insanî, ahlâkî ve erdemsel nitelikler itibariyle yaptığı veya atandığı işi yapabilecek, tayin edildiği makamı bir emanet bilinciyle doldurabilecek donanımda olmasına işaret edilir. ''Liyakat''in anlamlarından biri de ''elbisenin vücuda uygunluğu''dur.

Mesnevi’yi, iki temel anahtar kavram olan, ehliyet ve liyakat üzerine inşa eden Mevlana, toplumda barışın, adaletin, huzurun sağlanmasının, bu kavramlara önem verilmesi ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabileceğini belirtmiştir. Üstelik kişiyi lâyık olmadığı konuma getirmek başta o kimseye, ardından yapacağı işe, hem de o işten etkilenenlere karşı yapılan bir zulümdür.

Bu gerçeklere rağmen, yerel ve ulusal çoğu sistemde, kayırmacı tavırlar, diyet ödeme ve minnet duygusu gibi unsurlar yüzünden liyakat halâ sürekli gözardı edilmektedir. "İş, ehil olmayana verildi mi kıyameti bekle " hadisine muhalefet edercesine liyakate değil sadakate bakılmakta, insanın işe layık olmasına değil, işin insana layık olması tercih edilmektedir.  Bu tür toplumlarda, Nepotizm ve kronizm almış başını gitmektedir. Bu durum eşitsizliğe yol açarak, toplumsal güvene zarar vermektedir. Emeğin değerini yok ederek tembelliğe, işgücü göçü ve enerji kaybına neden olmaktadır.

Liyakatsizce koltuklarda oturanlar, koltuklarını bıraktıklarında, yeniden buna benzer bir koltuk bulamayabileceklerinin çok iyi farkındadır. Bundan ötürü ne çevrelerinde liyakatli kişilerin bulunmasına nede koltuğu terk etmeye yanaşmaktadırlar. Monoton bir iş döngüsünde, mesai saatlerini doldurmaya anlayışıyla, artı değer oluşturmadan, şakşakçılarının alkışlarıyla boşluk malzemesi olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

Bu olumsuzluk cereyanında, aklı “şeytanlığa” çalışan insan türü çoğalmaktadır. Kümesi iyi tanıyor diye tilkiyi bekçi yapanlar yüzünden sadakat maskesiyle haklar gasp edilmektedir. Zekâ ve yetenekten yoksun olanlara sunulan makamlar, toplumda öfke yumağını büyütmektedir. Sisteme küskün ve pasif agresif yurttaşlar çoğalmaktadır. Karar mercileri vicdan sahibi ve emanet bilincine sahip ise, bu konudaki beklenti haliyle yüksek olmaktadır. Nihayetinde, adalet yozlaşmakta, kamusal alandaki çözülme, çürüme ve çöküşler yaşanmaktadır

Bu yanlıştan kurtulmak zorundayız. Çünkü, bir kişiyi sevindirirken, binlerce kişinin güvenini kaybediyoruz. Hak, hukuk, adalet ve liyakati yaşam biçimi haline getirmeden, onu içselleştirmeden ve doğru olanın o olduğuna inanmadan, attığımız her adım, bırakın başkalarını, en fazla sizi, bizi üzer.Çünkü, hak etmediği makama paraşütle gelenlerin zarar verdikleri kişilerin başında, kendilerini o makama atayanlar geliyor!..(1)

Liyakatin olmadığı yerde cehalet kazanıyor. Cehalet ise, liyakatin gölgesine bile erişemeyenlerin kör durağıdır. Onlar gün gelir, sonunda ellerini vuracak diz dahi bulamaz. Şeyh Sadi'nin Gülistan isimli eserinde bir fıkra anlatılır: Adamın birinin gözü ağrır. Tutup bir baytara gider ve Gözüme ilaç yap der. Baytar hayvanların gözlerine ilaç için ne yaptıysa onun gözüne de aynısını yapar. Adamın gözü kör olur. Adamcağız hâkime gitti şikâyet eder. Hâkim adama "Gözün diyeti lazım gelmez, çünkü bu adam eşek olmasaydı baytara gitmezdi" der.

Futbolcuların söylediği centilmence bir söz vardır; Hak eden kazansın. Zira liyakatsizlik bir kıvılcımdır. Ondan çıkacak ateş her şeyi yakabilir.

(1) www.egitimajansi.com / Abbas GÜÇLÜ

Önceki ve Sonraki Yazılar