1. HABERLER

  2. DEYİMLERİN ANLAMLARI

  3. T harfi ile başlayan deyimler
T harfi ile başlayan deyimler

T harfi ile başlayan deyimler

Bu yazımızda sizlere T harfi ile başlayan deyimler hakkında sizlere kısa bilgiler vereceğiz.

Tabakhaneye bok mu götürûyorsun? : ‘Niçin bu. kadar acele ediyor sun? İşin çok mu acele, çok mu önemli?” anlamında, alay yollu söy lenir.
Tabana kuvvet: “Söz konusu yere yayan gitmekten başka çare yok.”
anlamında,”
Tabana kuvvet koşmak : Çok hızlı koşmak.
Tabanı yanmış gibi dolaşmak : Sürekli olarak oradan oraya gedmek
Tabanları yağlamak : -1. (Alay yollu) Uzak bir yere gitmeye hazırlanmak -2. Hızlı koşmak, kaçmak
Taban tabana zıt: İki şey, birbirine her yönüyle zıt.
Taban tepmek (patlatmak) : Uzun süre yd yürümek
Tabanvayla gitmek : Yayan gitmek, yürüyerek gitmek
Taç giymek : -1. Tahta geçmek -2. Kral ya da kraliçe seçilmek
Taçsız kral (kraliçe): Bir konuda en üstün başarıyı elde etmiş, ün yapmış kimse.
Tadı damağında kalmak: Bir yiyeceğin tadını ya da iyi yaşanmış bir olayın olumlu izlerini unutamamak
Tadı kaçmak (gitmek): -1. Tatsız bir duruma gelmek -2. Bir şey hoşa gideri, zevk veren niteliklerini yitirmek
Tadına bakmak : -1. Ağza alıp tadını anlamaya çalışmak -2. 0 şeyden zevkini almak
Tadına doyum olmamak (tadına doyamamak): Bir şeyin verdiği tadı, zevki çok beğenmek
Tadına varmak : Bir şeyin güzelliğini her yönüyle anlamış olmak
Tadında bırakmak (bir şeyi) : Güzel ve keyif verici olan şeyi aşırılığa kaçıp zevksizleştirmemek
Tadından yenmemek: -1. Bir şey çok tatlı, çok hoşa gider olmak -2. (Alay yollu) Ona erişilmemek, onu yapamamak, elde edememek
Tadını almak : -1. Yapmakta olduğu bir işten zevk almaya başlamak •2. Bir şeyin güzelliğinin, zevkinin.farkına varmak ‘
Tadını çıkarmak: Güzel, hoşa giden bir şeyden olabildiğince yararlanmak.
Tadını kaçırmak : Güzel bir şeyin verdiği zevki, aşırılığa kaçarak bozmak
Tadı tuzu katmamak (bozulmak): Bir şeyin eski, güzel, hoşa giden tarafı kalmamak, yozlaşmak, zevksizi eşmek
Tahtalı köy : Mezarlık. Tahtalı köyü boylamak: Ölmek. Tahta oturmak : bk. Tahta çıkmak.
Tahtası eksik: (Şaka yollu) Aklını iyi kullanamayan, aptal (kimse); bir tahtası eksik.
Tahttan indirmek (bîrini) : Onun hükümdarlığına, egemenliğine son yermek.
Tahtaya vurmak : Bir uğursuzluktan kurtulmak için parmakla bir tahta ya vurmak.
Takım taklavat: Hepsi, hep beraber.
Takımı yatırmak : Birlikte yapılan bir işin başarısızlığa uğramasına ne den olmak.
Takıp takıştırmak : özenerek süslenmek, süs takılarını özenle takın mak.
Takke düştü kel göründe : ‘Ayıpları, kusurları örten şey ortadan kal kınca, bütün ayıplar ve kusurlar ortaya çıktı.” anlamında.
Takla atmak : -1. Çok sevinmek. -2. Dalkavukluk etmek.
Takla attırmak (birine): Ona istediği her şeyi yaptırmak
Talihi açık : İşleri yolunda olan talihli; bahtı açık, kısmeti açık, şansı açık.
Talihine küsmek: Başına gelenlerden ötürü talihini suçlu görmek;
bahtına küsmek, şansına küsmek. (Kars. Kaderine küsmek.)
Talihi yaver gitmek (yâr olmak) : bk. Şansı yaver gitmek.
Talih kuşu : İyi talih.
Talim etmek (bir şeye): -1. Hep aynı şeyleri yemek zorunda olmak. -2. Az bir para karşılığında çalışmak.
Tam adamını bulmak (tam adamına düşmek): -1. Bir iş için en uy gun kişiyi seçmek. -2. (Alay yollu) Bir iş için en uygunsuz adamı seç mek.


Tam gelmek :Uymak, uygun gelmek.
Tam maaşla tekaüt: (Şaka yolla) İşi az, parası çok bir işte çalışan (kimse).
Tamtakır kuru (kırmızı) bakır ; “İçi bomboş, içinde hiçbir şey yok.” an lamında.
Tam tamına (tamı tamına) : Olduğu gibi, bütünüyle, tamamıyla.
Tem üstüne basmak: -1. Doğru bir tahminde bulunmak. -2. Bir işin özünü vurgulamak. . .
Tam yol: Süratle, son hızla.
Tanımadıktan gelmek (birini) : Onu tanıdığı halde tanımıyormuş gibi’ davranmak.
Tanrı’nın günü : Her gün; her Altahın günü.
Tanrı misafiri: Çağrılı olmadan gelen ve geceyi orda geçiren (geçire cek olan) konuk.
Tarat tutmak: Taraflardan birini desteklemek; yan tutmak.
Tarih atmak (bir şeye) : Bir belgenin üzerine o günün (ya da ilgili gü nü) tarihini yazmak.
Tarihe geçmek : Bir şey, kimse, olay önemi bakımından unutulmaya cak bir nitelik kazanmak
Tarihe karışmak (tarih olmak) : Unutulmak, hatırlanmaz olmaz.
Tasa çekmek: Üzülmek, kaygılanmak.
Tasası sana mı düştü? : “Seni ilgilendirmiyor; sen niye karışıyorsun?” anlamında sitem ya da azarlama sözü.
Tası tarağı toplamak: Bir yerden gitmek üzere aceleyle bütün eşyası nı toplayıp hazırlanmak
Taş arabası: Aptal, budala, sersem (kimse).
Taş atmak (birine) : Ona dolaylı yoldan tedirgin edici, iğneleyici laf söylemek (Kars. Söz dokundurmak)
Taş attı da kolu mu yoruldu? : “Söz konusu kazana hiçbir emek har-
camadan elde etti.” anlamında onu küçümseyenler için söylenir
Taşa tutmak (birini, bir yeri): Ona, oraya arka arkaya taş atarak sal dırmak.
Taş çatlasa : Ne kadar zorlasa, en fazla.
Taş çıkartmak (biri, başkasına) : Biri, ötekinden kimi yönleriyle daha üstün olmak.
Taşı gediğine koymak: Bir sözü en uygun zamanda, tam sırasında söylemek.
Taşı sıksa suyunu çıkarmak : Çok güçlü, her şeyin üstesinden gele cek durumda olmak.
Taş kesilmek : Herhangi bir durum, söz vb. karşısında hiçbir söz söy lememek, ne yapacağını şaşırmak.
Taş koymak: İki kişinin konuşmasını kesmek.
Taş taş üstünde bırakmamak: Bir yerdeki yapıları tümüyle yıkmak, yerle bir etmek.
Taş yürekli: Acılı durumlardan etkilenmeyen, acımasız (kimse).
Telli bela: (Şaka yollu) Sevildiği için verdiği ufak tefek üzüntü ve sıkın tılara kattan il an (kimse}.
Tatlı dil: Gönül alıcı, hoşnut edici söz, konuşma.
Tatlı dil güler yüz : Gönül alan, yakınlık gösteren konuşma ve davra nış.
Tatlı kaçık: Gönlünce yaşayan, eğlendirici (kimse). Tatlı sert: Ne çok yumuşak, ne de çok kalp kına (söz ya’da davra nış).
Tatlı su Frengi: Yakındoğu ülkelerinden olduğu halde, Avrupalı gibi görünmeye çalışan, bat özentisi içinde olan Hıristiyan için söylenir. Tatlıya bağlamak: bk. İşi tatlıya bağlamak.
Tatsız tuzsuz : -1. Zevk vermeyen, çok tatsız (olay, konuşma) -2. Eğ lendirici olmayan,.can sıkan (kimse).
Tat vermek : -1. Acı, tuzlu, tatlı, ekşi gibi belirli bir tat katmak. -2. Hoşa giden bir durum yaratmak. -3. Bıktırmak, usandırmak; kabak tadı vermek.
Tavan başına çökmek (yıkılmak): Beklenmeyen bir durum, haber
karşısında çok üzülmek, ne yapacağını bilememek.
Tavır almak (takınmak, koymak) (bir şeye, birine): Herhangi bir du rum karşısında belirli bir davranış biçimini benimsemek.
Taviz vermek: Kimi koşullardan, haklardan, isteklerden, karşı taraf ya rarına vazgeçmek; ödün vermek.
Tavla atmak : Tavla oynamak. Tavşana koş, tazıya tut demek : Birbiriyle anlaşmazlık içinde olan iki
tarafı birbirleri aleyhine kışkırtmak.
Tavşan boku gibi (ne kokar, ne bulaşır) : “Tutum ve davranışların dan ne İyilik ne de kötülük gelir.” anlamında, bu nitelikteki kişilerle alay etmek için söylenir.

Tavşanın suyunun suyu: Söz konusu şeyle çok uzaktan ilgili olan
şey için söylenir; suyunun suyu.
Tavşan uykusu : Hafif ve kuşkulu uyku.
Tay durmak : Yürüme çağına gelen bebek, iki ayağı Ü2erinde durma yı başarmak.
Tayini çıkmak : Bir yere, göreve atanmak.
Tazıya dönmek: -1. Çok zayıflamak, sıskalaşmak. -2. Sırılsıklam ol mak, çok ıslanmak. .
Tecrübe tahtasına dönmek (tecrübe tahtası olmak) : Birçok başarı sız denemeye konu olmak.
Tedbir almak: bk Önlem almak.
Tefekküre dalmak: Derin derin düşünmek, derin düşünceye dalmak.

Tefe koymak (tefe koyup çalmak) (birini, bir şeyi): Onu alay konu su yapmak, beğenilmeyecek yönleriyle anlatmak.
Tehdit savurmak: Sözle korkutmak. (Kars. Gözdağı vermek.) Tek atmak : İçki İçmek. Tek başına : bk Bir basma.
Tek durmak: Uslu durmak, yaramazlık etmemek.
Tek durmamak : -1, Yaramazlık, çapkınlık yapmak. -2. Karşı taraf aley hine binakım çalışmalar yapmak. Tel elden : Bir merkezin yönetiminde olarak.
Tekeline (tekellerine) almak (bir şeyi) : -1. Ona tek başına sahip ol mak. -2. Düşünce, sanat gibi toplumsal konulardan kendi görüşünü geçerli tek görüş olarak egemen kılmak.
Tekelinde olmak (bir şey birinin): Bir şeyi elinde tutmak, sahipliğin de bulundurmak.
Tekerine çomak sokmak (taş koymak) : Bir kimsenin yolunda giden
işini bozacak, engelleyecek bir davranışta bulunmak; aksatmak.
Tekme atmak: -1. Ayakta vurarak bir yere atmak . -2. Çifte atmak.

Tekne kazıntısı: Bir kimsenin yaşlılık döneminde doğan çocuğu İçin söylenir.
Tek tük : Seyrek olarak.
Telaş atmak (birini) : Endişelenmek, kaygılanmak. Telaşa düşmek: Telaşlanmak, telaş etmek.
Telaşa gelmek: Telaşlı bir sırada yapıldığı için istenildiği gibi olma mak. (Kars. Aceleye gelmek.)
Tel çekmek : Telgraf çekmek. Telgraf çekmek: Bir haberi telgraf yoluyla ilgili kimseye (kimselere)
ulaştırmak.
Teller takmak (takınmak): Çok sevinmek. Temasa geçmek (biriyle): Onunla görüşme yapmak, ilişki kurmak.
Temasta bulunmak : -1. Değirmek, sözünü etmek. -2. Cinsal ilişkide bul unmak.
Temcit pilavı gibi ısıtıp ısrtıp sürmek: Bir şeyin, karşısındakini (karşısındakileri) bıkıp usandıracak ölçüde sık sık sözünü etmek (Kars. Isıtıp ısıtıp önüne koymak,)
Temel direği (direk) : Bir şeyin dayandığı, güç aldığı, gü/endiği en
Önemli (şey ya da kimse). Temel taşı: Bir şeye temel olan öğe ya da kimse.
Temiz çıkmak : Hastalıkla ilgili bir bulguya rastlanmamak.
Temize çekmek (bir yazıyı) : Bir yazının karalamasını (müsveddesini) düzgün bir biçimde temiz olarak yeniden yazmak.
Temize çıkmak : Suçsuz olduğu kesin olarak anlaşılmak; aklanmak.
Temize çıkarmak (çıkartmak) (birini, kendini): Onu, kendini bir suç lamadan kurtarmak; onun, kendinin suçsuzluğunu kanıtlamak.
Temize havale etmek (bir şeyi) (birini) : -1. Sürüncemede fcafan bir işi bitirivermek, kısa yoldan çözümlemek. -2, Mevcut yiyeceği bitir mek. -3. Onu öldürmek.
Tenakuza düşmek : Çelişmek; çelişkiye düşmek.
Tencere dibin (götün) kara, seninki benden kara : “Başkasının kötü ve kusurlu yönlerini görüyor, oysa kendisinin daha büyük kusur ve ayıpları var.” anlamında.
Tenceresi (tencereleri) kaynamak: İyi kötü bir geçimleri olmak, İyi kötü geçinecek kadar gelirleri olmak.
Tencere yuvarlanmış (yuvarlandı), kapağını bulmuş (buldu) :Genel likle beğenilmeyen özellikleri yönünden birbirleriyle benzeşen iki kişi nin birleştiğini, birbirlerine yakıştığını alay yollu belirtmek için söyle nir.
Teneşir horozu (kargası): Çok zayıf, çelimsiz (kimse).
Teneşir paklar : “Pekçok kirli işe girip çıkan bir kimse için tek çıkar yol
Ölümdür; ancak onun ölümüyle çevresi ondan kurtulur.” anlamında.
Teneşire gelesi: “İnşallah ölür, ölsün’ anlamında ilençsözü.
Tepeden bakmak (birine): Onu küçümsemek, kendini ondan üstün görmek; yüksekten bakmak.
Tepeden inme: -1. Beklenmedik, şaşırtıcı olan (şey). -2. Yüksek bir
makamdan gelen (buyruk).
Tepeden tırnağa : Her yanı, bütünüyle; baştan aşağı.
Tepeden tırnağa süzmek (birini) : Ona dikkatlice, uzun uzun bak mak.
Tepesi aşağı gitmek: İşleri bozulup durumu kötüleşmek.
Tepesi atmak: Birdenbire çok öfleetenmek; beyni atmak, kafası at mak.
Tepesinde bitmek: -1. Ansızın yanına gelmek. -2. İstenmediği halde birinin yanına gelip türlü isteklerle onu rahatsız etmek.
Tepesinde havan dövmek (değirmen çevirmek): -1. Üst kattaki biri gürültü yaparak ah kattakini rahatsız etmek -2. Bir kimsenin yaptığını her zaman söz konusu ederek onu üzmek ya da o kimseden bir şeyi yapmasını sürekli İstemek
Tepesinden kaynar su dökülmek : bk. Başından kaynar su dökül mek
Tepesine binmek: Genellikle daha güçsüz kimseler üzerinde baskı kurmak. (Kars. Ensesine binmek.)

Haberin Devamı 1 2 3 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan, isimsiz ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Eğitim Sistem yapılan yorumlardan sorumlu değildir.
2 Yorum