1. YAZARLAR

  2. Aydın UZKAN

  3. Toksinli Aidiyet; Fanatizm
Aydın UZKAN

Aydın UZKAN

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Toksinli Aidiyet; Fanatizm

Bir şeye, bireysel ve toplumsal bünyeye zarar verici , aşırı , körü körüne tutku derecesindeki düşkünlüğe ve bağlılığa fanatizm denir. Sahalarda çok duyulan ‘’ ölmeye ölmeye geldik ‘’ çağrışımıyla akla ilk futbol gelse de , sadece onunla sınırlı olmayan bir olgudur. Dinden tutun, mezhep, cemaat, parti, ırk, marka ve sevgi gibi hayatın her alanında , bu kayıtsız şartsız teslim olunmuşluğun izleri vardır.

Sevdiği insana obsesyon derecesinde bağlı olup hiçbir hatasını görmemeye neden olan duygusal fanatizm, hararetli bir savunuşla en kaliteli insanların hep kendi memleketinden çıktığını ifade eden memleket fanatizmi, ‘’zaten hepiniz böylesiniz ‘’ türünden genellemeci söylemleri dillendiren cinsiyet fanatizmi , karşı takıma etmediği küfür kalmayanların, kendi takımına toz kondurmayan bir aşk(!) ile bağlı olduğu spor fanatizmi ve tek doğrunun kendi ganimeti olduğunu düşünenlere kadar , fanatizmin irili ufaklı çeşitleri bulunmaktadır.

Giderek insanlar arası ilişkileri bozan ve toplumsal barışı tehdit eden fanatizm, öğrenmeden çok çevresel faktörlerin etkisiyle tetiklenir. Akran, aile , eğitim kurumları ve medyadan beslenen fanatizm, cehalet nedeniyle de oluşabilir. Bu konuda önder ve örnek olması gereken medyanın Fanatik adlı bir gazetesinin olması , işin daha vahim bir yanıdır.

Arapçadaki taassup kelimesine karşılık gelen fanatizm, derinlemesine bir sorgulama içermeyen, az bilen ama çok inanan insan davranışıdır . Bağlılıktan çok bağımlılığı ifade eder. ‘’Vur de vuralım , öl de ölelim ‘’ sloganı gibi bir normsuzluk ve usûlsüzlük kokar. Bu alanda, neyin niçin savunulduğundan çok, nasıl savunulduğu daha belirleyicidir. Nasıl sorusuna verilecek cevap, fanatizmin kimliğini ve derececini ele verir.

Korkunç bir adanmışlığı içeren fanatizm, insanın aidiyet duygusunu okşayarak, bireyi kalabalıkların içine çeker. Uç’ların vazgeçemediği bir alışkanlığa dönüşür. Kişi, obje ve eylemleri bir nevi tanrısallaştırır. Her şeyi dışsal ve yabancı gören bu çarpık ruh hali aynı zamanda yerel ve evrensel kaosun en önemli yakıtıdır. Çünkü fanatizm, mantıktan soyutlanıp, at gözlüğü takmış körü körüne bir bağlılıktır. Beyin hücrelerinin düğümlenmesine, insanı körleştirip dilini yutmasına, sağır edip dış dünya ile bağını koparmasına sebep olur.

Kendini yüceltip ötekisini aşağılaştırıp ezme ve yok etme temeline dayalı makyajlanmış bir savaş şeklidir fanatizm. Kimliksiz sonucu bir düşünceye, eyleme, oluşuma aşırı bağlanarak, varoluş sebebini arama bunalımı bu tür vahşetsel yollara itebilir. Karanlık bir odanın anahtar deliğinden dışarı bakıp, dışarıyı gördüklerinden ibaret sanmak gibidir. Gördükleri dışındaki her şeyi korku ve kuşku kaynağı olarak algılamaktır. George Santayana fanatizmi ‘’ amacınızı unuttuğunuzda sarft ettiğiniz çaba ‘’ diye tanımlar.

Fanatizm, kontrolsüz heyecanın , takıntılı bir coşkunun ve bitmek bilmeyen bir genellemenin ürünüdür. Sığ , ilkel ve bağnaz bir düşünce yapısı içinde git gide katılaşmaktır. Filtresiz sempatinin dışa vurulmuş halidir. Duygusal erozyonun ve tahammülsüzlüğün zirvesidir. Bilinçaltındaki oyukları kanla ve kinle doldurma çabasıdır. Aslında fikre, eyleme, yola o kadar da aşık değildir. Boşlukları ne kadar çoksa o kadar aşık ve o kadar fanatik olur.

Fanatizmin psikolojik arka planına bakıldığında, özellikle bireyselleşmemiş kişilerin kendi egosunun bir kısmını yok sayarak başka birine bağlandıkları görülür. Kişi gelecek kaygısına, kimlik kaygısına, belirsizliğe karşı tepki olarak aşırı bağlanma ihtiyacı hisseder… Bağlanma duygusunun kimlikle ilgili boyutunda psikolojik bütünlüğü koruma ihtiyacı vardır. Çünkü kaygı, insanın psikolojik bütünlüğünün tehdit altında olduğunu gösterir. Kişi kendine güvenmiyorsa, psikolojik bütünlüğünün bozulma riskine karşı, muhakkak güvenli bir limana sığınma ihtiyacı duyar. Bu tür bağlanmalar, kişinin bireyselleşmesinde, psikolojik gelişiminde önemlidir ama bağlanmanın ölçüsüz ve kontrolsüz bir şekilde olması fanatizme dönüşür.(1)

Bu nedenlerden dolayı fanatikler, hem kendilerine hem çevrelerine zarar veren , antisosyal kişilik bozukluğuna sahip olabilen bireylerdir. Çocukluklarında , sevdiğini aşırı seven, nefret ettiğinde aşırı düşmanlık besleyen insanların fanatizme yatkın olduğu görülmüştür. Canlı bombalar ve ülkemizde spor karşılaşmaları sonunda yaşanan cinayetler , bu yatkınlığın en göze çarpan örnekleridir.

Fanatikler , karşısındakini iknaya değil teslim almaya çalışan , çabuk gaza gelen sabit fikir(li)sizlerdir. Birey olmak duygusundaki ve kişiliklerindeki eksiliği , bir -izm ile kapatmaya çalışırlar. Kesin bilgi verdiğine inanan ve tartışmaya mahal bırakmayan, keskin ve köşeli cümleleri ile propagandist bir zihniyete sahiptirler Tavırları ya en siyahtan ya da en beyazdan yanadır. Gassalın önündeki meyyit gibidirler. Hakikati gizleyen bir körlüğe sahiptirler.

Fanatizm, toplumda oluşan baskıyla ve kaosla doğru orantılı olduğu da bir hakikâttir. ‘’Bir toplumun bir alanda fanatik tepkiler vermesi, ille de şiddet ve saldırganlık göstereceği anlamına gelmez ama fanatizmin şiddete ve saldırganlığa çanak tuttuğu, fanatizm gösteren bir toplumun hem kendisine hem de kötülüklerin boca edildiği “öteki”ye zarar verme potansiyelini hep içinde taşıyacağı da açıktır .’’(2)

Bilgi ve düşüncelerin sürekli değiştiği bu çağda, bunlara körü körüne ve karşımızdakilere zulüm edercesine bağlanmanın anlamı yoktur. Bu çukurdan kurtulmak adına , fanatizme dur demenin vakti geçmiş olmadan, kısa vadede yapılacak şeyler vardır.

İvedilikle bu bataklığa karşı aileler ve medya tarafından bilinç aşılaması yapılmalıdır. Prof. Dr. Nevzat Tarhan ‘’Fanatizmin ilacı özeleştiriyi öğrenmek, bu beceriyi geliştirmektir’’ dediği bu becerinin geliştirilmesi ve bireylerin farkındalığının arttırılmasına yönelik eğitimler gerçekleştirilmelidir. Bireylerde denge, aile ve toplumda huzur için bu şarttır. Aksi halde bu bilgi çağında insanlık , fanatizm yolunda kurban vermeye devam edecektir.

1- www.yenisafak.com / Prof. Dr.Nevzat Tarhan / 04.09.2010
2- www.aktuelpsikoloji.com / Prof. Dr. Erol Göka / 05.06.2013
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan, isimsiz ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.